• DOLAR
    $1.492,9200
  • EURO
    $0,4615
  • ALTIN
    $46.874,0500
  • BIST
    1,1966
Bak Mustafa, Vehbi Tıkandı. Konuyu Toparla Başka Arkadaşına Söz Ver

Bak Mustafa, Vehbi Tıkandı. Konuyu Toparla Başka Arkadaşına Söz Ver

Adapazarı İmam Hatip Lisesinde öğrenci iken, Edebiyat Öğretmenimiz Ali İhsan Yıldız, münazara hakkında bize genel bilgiler verdi.

Münazara nedir? Nasıl yapılır? Nasıl hazıralanılır? Dikkat edilecek konular gibi bizlere ayrıntılı bir şekilde derste anlattı.

Sonra bize, gelecek derste bunun bir örneğini yapacağız. Kimler katılmak ister diye sordu:

Sınıfta el kaldıranlar arasında ben de vardım. Ali İhsan Yıldız hocam;

Münazara için bir sunucu şart dedi. Mustafa Duman ismindeki bir arkadaşımız sunucu oldu.

İki gruba ayrıldık.

Bir grup Osmanlı devletinde mevcut bulunan devşirme usulü askere alma konusunu savunacak, diğer grup ta bu yapılan işin doğru olmadığını savunacak.

Biz devşirme usulünün iyi olmadığı, yanlış olduğunu savunacaklar arasında idik.

Ertesi gün yine Edebiyat dersinde, Ali İhsan Yıldız hocamız derse geldi.

Ders defterini yazdıktan sonra, hemen bizim gruplara göre ayrılmamızı istedi.

Öndeki iki sırayı aldık tahtanın yanına koyduk, yüzlerimizi de sınıftaki arkadaşlara döndük.

Mustafa Duman’a Ali İhsan Yıldız hocamız konuları verdi. Nasıl sunacağını anlattı. Herkese 4 dakika süre verildi. Bu süre içinde üçer kişiden oluşan grupa üç ayrı sorul sorulacak ona görev cevaplanacaktı. Arkadaşlar sırayla sorulan sorulara cevap verdiler. Bizim grupta son konuşmacı bendim. Ben de anlattım anlattım, artık dilimde söyleyecek kelime kalmadı. Sustum kaldım.

Benim bu durumumu gören Ali İhsan Yıldız hocam, münazarayı yöneten Mustafa Duman kardeşimize dedi ki.

Bak Mustafa, Vehbi konuştu konuştu tıkandı. Sen şimdi yöneticisin sözü toparla başka birine ver, deyince:

Doğrucu Mustafa Duman, sözü benden alıp başka bir arkadaşa devrederken, Ali İhsan hocamın sözlerinden istifade ederek şöyle dedi.

Vehbi Arkadaşımız tıkandığı için, sözü ….. falana veriyorum dedi.

Ama sınıfta bir kahkaha oldu ki, sormayın….

Yıllar sonra duyduğum Tıkandı baba hikayesini de hatırlatayım.


TIKANDI BABA HİKAYESİ

https://youtu.be/olweqt3onWI

Güzel Bir Hikaye-Tıkandı Baba-Heredot Cevdet

Sultan Mahmut kılık kıyafetini değiştirip dolaşmaya başlamış. Dolaşırken bir kahvehaneye girmiş oturmuş. Herkes bir şeyler istiyor.
-Tıkandı baba, çay getir
-Tıkandı baba, oralet getir.
Bu durum Sultan Mahmut’un dikkatini çekmiş. Kahvehaneciye:
-Hele baba anlat bakalım, nedir bu Tıkandı baba meselesi?
-Uzun mesele evlat, demiş Tıkandı baba
-Anlat baba anlat merak ettim deyip çekmiş sandalyeyi.
Tıkandı baba da peki deyip başlamış anlatmaya;
-Bir gece rüyamda birçok insan gördüm ve her birinin bir çeşmesi vardı ve hepsi de akıyordu. Benimki de akıyordu ama az akıyordu. “Benimki de onlarınki kadar aksın” diye içimden geçirdim. Bir çomak aldım ve oluğu açmaya çalıştım. Ben uğraşırken çomak kırıldı ve akan su damlamaya başladı. Bu sefer içimden “Onlarınki kadar akmasa da olur, yeter ki eskisi kadar aksın” dedim ve uğraşırken oluk tamamen tıkandı ve hiç akmamaya başladı. Ben
yine açmak için uğraşırken Cebrail göründü ve “Tıkandı baba, tıkandı. Uğraşma artık, dedi. O gün bu gün adım “Tıkandı baba” ya çıktı ve hangi işe elimi attıysam olmadı. Şimdide burada çaycılık yapıp geçinmeye çalışıyoruz.”
Tıkandı baba’nın anlattıkları Sultan Mahmut’un dikkatini çekmiş.Çayını içtikten sonra dışarı çıkmış ve adamlarına ;
-Hergün bu adama bir tepsi baklava getireceksiniz.
Her dilimin altında bir altın koyacaksınız ve bir ay boyunca buna devam edeceksiniz.
Sultan Mahmut’un adamları peki demişler ve ertesi akşam bir tepsi baklavayı getirmişler. Tıkandı baba’ya baklavaları vermişler. Tıkandı baba baklavayı almış, bakmış baklava nefis. “Uzun zamandır tatlı da yiyememiştik. Şöyle ağız tadıyla bir güzel yiyelim” diye içinden geçirmiş. Baklava tepsisini almış evin yolunu tutmuş. Yolda giderken “Ben en iyisi bu baklavayı satayım evin ihtiyaçlarını gidereyim” demiş ve işlek bir yol kenarına geçip
başlamış bağırmaya
-Taze baklava, güzel baklava !
Bu esnada oradan geçen bir Yahudi baklavaları beğenmiş. Üç aşağı beş yukarı
anlaşmışlar ve Tıkandı baba baklavayı satıp elde ettiği para ile evin ihtiyaçlarının bir kısmını karşılamış. Yahudi baklavayı alıp evine gitmiş. Bir dilim baklava almış yerken ağzına bir şey gelmiş. Bir bakmış ki altın. Şaşırmış, diğer dilim diğer dilim derken bir bakmış her dilimin altında altın. Ertesi akşam Yahudi acaba yine gelir mi diye aynı yere geçip başlamış beklemeye. Sultanın adamları ertesi akşam yine bir tepsi baklavayı getirmişler. Tıkandı baba yine baklavayı satıp evin diğer ihtiyaçlarını karşılamak için aynı yere gitmiş. Yahudi hiçbir şey olmamış gibi
-Baba baklavan güzeldi. Biraz indirim yaparsan her akşam senden alırım, demiş.
Tıkandı baba da
-Peki, demiş ve anlaşmışlar. Tıkandı babaya her akşam baklavalar gelmiş ve! Yahudi de her akşam Tıkandı baba’dan baklavaları satın almış.
Aradan bir ay geçince Sultan Mahmut;
-Bizim Tıkandı baba’ya bir bakalım, deyip Tıkandı baba’nın yanına gitmiş. Bu sefer padişah kıyafetleri ile içeri girmiş. Girmiş girmesine ama birde ne görsün bizim tıkandı baba eskisi gibi darmadağın.
Sultan;
-Tıkandı baba sana baklavalar gelmedi? mi, demiş
-Geldi sultanım
-Peki ne yaptın sen o kadar baklavayı?
-Efendim satıp evin ihtiyaçlarını giderdim, sağ olasınız, duacınızım.
-Sultan şöyle bir tebessüm etmiş.
-Anlaşıldı Tıkandı baba anlaşıldı, hadi benle gel, deyip almış ve devletin hazine odasına zütürmüş.
-Baba şuradan küreği al ve hazinenin içine daldır küreğine ne kadar gelirse hepsi senindir, demiş. Tıkandı baba o heyecanla küreği tersten hazinenin içine bir daldırıp çıkarmış ama bir tane altın küreğin ucunda düştü düşecek.
Sultan demiş;
-Baba senin buradan da nasibin yok. Sen bizim şu askerlerle beraber git onlar sana ne yapacağını anlatırlar demiş ve askerlerden birini çağırmış
-Alın bu adamı Üsküdar’ın en güzel yerine zütürün ve bir tane taş beğensin. O taşı ne kadar uzağa atarsa o mesafe arasını ona verin demiş. Padişahın adamları “peki” deyip adamı alıp Üsküdar’a zütürmüşler.
-Baba hele şuradan bir taş beğen bakalım, demişler. Baba,
-Niçin, demiş. Askerler
-Hele sen bir beğen bakalım demişler. Baba şu yamuk, bu küçük, derken kocaman bir kayayı beğenip almış eline
-Ne olacak şimdi, demiş
-Baba sen bu taşı atacaksın ne kadar uzağa giderse o mesafe arasını padişahımız sana bağışladı. demiş. adam taşı kaldırmış tam atacakken taş elinden kayıp başına düşmüş. Adamcağız oracıkta ölmüş. Askerler bu durumu Padişaha haber vermişler. işte o zaman Sultan Mahmut o meşhur sözünü söylemiş;
“Vermeyince mabud, neylesin mahmut”

Alıntıdır.

YAZAR HAKKINDA

Vehbi Akşit Vehbi Akşit Vehbi Akşit, İstanbul Çekmeköy İlçe Müftüsü 1968 Adapazarı doğumlu, 1986 Adapazarı İmam Hatip Lisesi Mezunu 1990 Bursa İlahiyat Fakültesi Mezunu. 1995 Konya Selçuk Dini Yüksek İhtisas Eğitim Merkezi Müftü ve Vaizler Kursu 3. Dönem Mezunu 1997 Konya Selçuk Üniversitesi Din Eğitimi alanında Yüksek Lisans. Diyanet İşleri Başkanlığı'nda İmam Hatip, Müezzin Kayyım, Kur'an Kursları Müdürü, Vaiz ve Müftü olarak görev yaptı. Muş Korkut, Malatya Pütürge, Afyon Başmakçı, Aydın Kuşadası ilçelerinde Müftü olarak görev yaptı. Halen İstanbul Çekmeköy İlçe Müftüsü olarak görev yapmaktadır.
Sosyal Medyada Paylaşın:
Sonraki Yazı

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?